high
İngilizce high nedir, İngilizce - Türkçe sözlük high ne demek?
adj. yüksek, yukarı, uyuşturucu almış, üst, büyük, şiddetli, aşırı, önemli, soylu, yüce, ileri, üstün, neşeli, sarhoş, uçmuş, esrarın etkisinde
————————
adv. yüksekte, yükseğe, lüks içinde
————————
n. yüksek yer, yüksek basınçlı bölge, büyük vites, rekor, zirve, uçma, lise
* * *
1. yükseğe (adv.)
2. yüksek (adj.)
3. yüksek
* * *
1. adjective
1) (at, from, or reaching up to, a great distance from ground-level, sea-level etc: a high mountain; a high dive; a dive from the high diving-board.) yüksek
2) (having a particular height: This building is about 20 metres high; My horse is fifteen hands high.) ... yüksekliğinde
3) (great; large; considerable: The car was travelling at high speed; He has a high opinion of her work; They charge high prices; high hopes; The child has a high fever/temperature.) yüksek, pahalı
4) (most important; very important: the high altar in a church; Important criminal trials are held at the High Court; a high official.) yüksek, çok önemli
5) (noble; good: high ideals.) yüksek, yüce
6) ((of a wind) strong: The wind is high tonight.) şiddetli, kuvvetli
7) ((of sounds) at or towards the top of a (musical) range: a high note.) yüksek perdeden, tiz
8) ((of voices) like a child\'s voice (rather than like a man\'s): He still speaks in a high voice.) tiz, keskin
9) ((of food, especially meat) beginning to go bad.) hafifçe ağırlaşmış/bozulmuş
10) (having great value: Aces and kings are high cards.) yüksek değerli
2. adverb
(at, or to, a great distance from ground-level, sea-level etc: The plane was flying high in the sky; He\'ll rise high in his profession.) yüksekte, yükseklerde
- highly
- highness
- high-chair
- high-class
- higher education
- high fidelity
- high-handed
- high-handedly
- high-handedness
- high jump
- highlands
- high-level
- highlight
3. verb
(to draw particular attention to (a person, thing etc).) belirtmek, dikkat çekmek
- highly-strung
- high-minded
- high-mindedness
- high-pitched
- high-powered
- high-rise
- highroad
- high school
- high-spirited
- high spirits
- high street
- high-tech
4. adjective
((also hi-tech): high-tech industries.) ileri teknoloji
- high tide
- high treason
- high water
- highway
- Highway Code
- highwayman
- high wire
- high and dry
- high and low
- high and mighty
- the high seas
- it is high time
yüksek
/hay/ s. yüksek; yüce, ulu, hayranlık uyandırıcı, yüksek; (zaman) tam; (yiyecek) bayat; kon. sarhoş; kon. uyuşturucu etkisi altında, uçmuş, uçuşta ¤ be. yükseğe; yüksekte ¤ a. yüksek nokta, yüksek derece, doruk; kon. büyük heyecan, coşku, mutluluk; yüksek yer high alloy iron met. yüksek alaşım demiri high and dry kon. çaresiz, dımdızlak ortada kalmış high and low her yerde high and mighty kibirli, gururlu high-angle shot plonje, üst açı, üstten görüş high beam yüksek huzme, uzun huzme high beam headlamp oto. uzun huzmeli far high bulk yarn teks. hacimli iplik, HB-iplik high-carbon steel met. yüksek karbonlu çelik high compression engine yüksek kompresyonlu motor high contrast elek. yüksek kontrast high court yüksek mahkeme high definition elek. yüksek netlik, yüksek seçiklik high efficiency machine yüksek verimli makine high energy fuel oto. yüksek verimli yakıt high fidelity sesi aslına yakın derecede verme high flash point yüksek yanma derecesi high-flux reactor fiz. yoğun akı reaktörü high flyer gözü yükseklerde olan kimse high forest koru ormanı high frequency yüksek frekans high gear oto. yüksek vites high green syrup şek. beyaz şurup high idle yüksüz yüksek devir, boşta tam gaz devir high intensity carbon yüksek şiddetli karbon high jinks gırgır muhabbet, eğlence high jump yüksek atlama high life lüks hayat high-order biliş. yüksek değer high-pass filter yüksekgeçiren filtre high-pile fabric teks. uzun tüylü kumaş, uzun havlı kumaş high pile teks. uzun tüy, uzun hav high pitch hav. büyük hatve high power yüksek güç high pressure yüksek basınç high pressure area metr. yüksek basınç alanı high priced yüksek fiyatlı high purity yüksek saflık high school lise high seas açık denizler high season sezonun en canlı/hareketli olduğu zaman high spot eğlencenin en heyecanlı bölümü high street ana cadde high tea ikindi kahvaltısı, pastalı börekli içilen çay high temperature yüksek sıcaklık high-temperature reactor fiz. yüksek sıcaklık reaktörü high-temperature steel met. yüksek sıcaklık çeliği, ısıya dayanıklı çelik high-tension battery elek. yüksek gerilim bataryası high-tension yüksek gerilim high tide coğ. met, kabarma high vacuum yüksek vakum high velocity yüksek hız high voltage yüksek gerilim high-voltage cable elek. yüksek gerilim kablosu high-voltage fuse elek. yüksek gerilim sigortası high vowel yüksek ünlü high water yüksek su high-water level yüksek su seviyesi high-water mark yüksek su izi on high cennette
İngilizce - Türkçe sözlüğünde İngilizce high kelimesinin Türkçe manası nedir? İngilizce dilindeki high kelimesinin Türkçe dilindeki manasını yukarıda okuyabilirsiniz. high diğer dillerde anlamlarına aşağıdan ulaşabilirsiniz.
Was this article helpful?
93 out of 132 found this helpful